23 Aralık 2009 Çarşamba

e-Devlet Kapısı

Tarih 23 Aralık 2009, Çarşamba. Saat 13:30. Yer www.turkiye.gov.tr, yani e-Devlet kapısı.

E-devlet hizmetlerinde durum şöyle:

Maliye Bakanlığı - e-Bordro Hizmeti

Geçerli bir aramanın cevabı: "Sorguladığınız döneme ait kayıt bulunamamıştır."

Emniyet Genel Müdürlüğü - Araç Durum Bilgisi Öğrenme

Mevcut bir araba için yapılan sorgunun cevabı: "Sistemde yaşanan bir teknik aksaklık nedeni ile işleminiz tamamlanamadı."

Emniyet Genel Müdürlüğü - Sürücü Belgesi Ceza Puanı Sorgulama

Geçerli bir sürücü belgesi için yapılan aramanın cevabı: "Sistemde yaşanan bir teknik aksaklık nedeni ile işleminiz tamamlanamadı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı - Kullanma Kılavuzu Sorgulama

Mevcut bir şirketin kayıtlı kullanma kılavuzu aramasının cevabı: "Sistemde geçici bir sorun yaşanmaktadır. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı - Yetkili Servis ve Yeterlilik Belgesi Sorgulama

Mevcut bir şirket için yapılan geçerli aramanın cevabı: "Sistemde yaşanan geçici bir sorun nedeni ile işleminiz gerçekleştirilemedi."

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı - SSK Hizmet Dökümü

SSK'da kayıtlı kullanıcının hesabından yapılan geçerli aramanın cevabı: "Yararlanmak istediğiniz hizmet geçici olarak hizmet dışıdır. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı - SGK Tescil Kaydı Sorgulama

SSK'da kayıtlı kullanıcının hesabından yapılan geçerli aramanın cevabı: "Sistemde yaşanan bir teknik aksaklık nedeni ile işleminiz tamamlanamadı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."

İŞKUR - Kriterlere Göre Açık İş Sorgulama ve İş Başvurusu

Form üzerinden yapılan geçerli aramanın cevabı: "Sunucu hatası yüzünden işleme devam edilemiyor."

KOSGEB - İşletme Durum Sorgulama

KOSGEB'de olduğu bilinen bir firma için yapılan geçerli aramanın cevabı: "Sistemde yaşanan teknik bir aksaklık nedeni ile işleminiz tamamlanamadı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."

Devletin kısayolunun da devletin kendisinden bir farkı yokmuş yani. Ah CyberSoft ah!

21 Aralık 2009 Pazartesi

Gidenlerin Ardından

İyi, kaliteli bir müzisyen, Tanju Duru.

Aramızdan ayrılanlardan. Türkiye'nin kaybettiklerinden.

İlk albümü, "Duru Zamanlar"; dingin, sakin ve yoğun.

Ve Yedi Eylül, her notasında ayrı bir kasvetle, damla damla hasretle.

Tanju'nun anısına.

Yedi Eylül

Kış çöker birden, solar iklim.
Ses döner geri, kaçar sokak sokak.
Kim sorar? "Neden? Nasıl anlar insan?"

Kaç diyor hemen, bırak hayatını
Dön uzaklara, unut bu yolları.

Sis yağar birden, yiter deniz.
Kör kalır bu kent. Ağlarken kendine.
Kim bilir? "Nasıl yapar insan, niye?"

Kış çöker birden, solar iklim.
Ses döner geri, kaçar sokak sokak.
Kim sorar? "Neden? Nasıl anlar insan?"

Kaç diyor hemen, bırak hayatını
Dön uzaklara, unut bu yolları.

Sis yağar bazen, yitik deniz.
Kör kalan bu kent, ağlar mı kendine?
Sor o gün. "Nasıl yapar insan, niye?"

Bağlantıyı resmi sitesine vermek daha doğru olur sanırım.

24 Temmuz 2009 Cuma

Türkiye'nin Şahane Hukuk Sistemi ve 7 Cüceler

Türkiye'deki hukuk sisteminin bir eşinin benzerinin daha bulunmadığı, bizdeki sistemin Allah'ın bir lütfu olduğu her Türk vatandaşı tarafından bilinmektedir. O yüzden bu yazıyı Türkçe bilen yabancı okurlarım için yazıyorum (yerseniz).

Sistemin yapıtaşları şunlardır:

1 - Sistem modülerdir. Her modül belli kesimlere uygulanabilmektedir. Örneğin ceza modülü fakirlere ve garip gureba tayfasına, aklama modülü suçlu suçsuz fark gözetmeksizin (tüm insanlar eşittir) varlıklılara ve koltuk sahiplerine uygulanmaktadır.

2 - Önceliklendirme altyapısı şahanedir. Bazı davalar gerçek zamanlı yürütülür, bazıları +19 nice (böyle bir sevimlilik, bir tatlılık) değeriyle. Linux falan bu mekanizmayı bizden çarpmıştır.

3 - Gizlilik ön plandadır. Sistemin nasıl işlediğini sadece sistemin içindekiler bilir. Türk vatandaşlarının tamamına yakını başlarına hukuki takip gerektirebilecek bir şey gelirse ne yapmaları gerektiği, ne tip suçların ne tip cezalarının olduğu benzeri gereksiz bilgilerden itinayla korunurlar.

4 - Aklama teknolojisi çok ileridir. Başka hukuk sistemlerinde yargılanıp aklanamayanlar burada aklanırlar.

5 - Süreç yaklaşımı bambaşkadır.

Amerikan yargısında waterfall (karlar düşer) vardır. Suç işle -> Yakalan -> Yargılan -> Ceza Al -> Cezanı Çek -> Tahliye Ol -> Ölene Kadar Takip Edil -> Her Canlı Ölümü Tadacaktır.

Türk yargısı iteratiftir. Hangi aşamada kaç iterasyon olacağı sizin hangi modüle tabi olduğunuza bağlıdır. Farklı örneklerle çeşnilendiriyorum.

Milletvekili Konfigürasyonu (Omuz Baş Omuz formasyonu)
Suç İşle -> Suç İşle -> Suç İşle -> Suç İşle x N

Tinerci Çocuk Ötelemesi (Beyaz Topaç formasyonu)
Suç İşle -> Yakalan -> Yargılan -> Tahliye Ol -> Suç İşle -> Suç İşle x N -> Suç İşle -> Yakalan -> Yargılan -> Tahliye Ol

Vatandaş Yargılaması (Hamile Boğa formasyonu)
Yakalan -> Ceza Al -> Cezanı Çek

İş Adamı Güzellemesi (De Beers formasyonu)
Suç İşle x N -> Yakalan x N -> Yargılan x ∞

Bir sonraki yazımda Türk hukuk sisteminin yüz akı, Liva'nın limonlu pastası; Aspava'nın soslu soğanlı döner dürümü ayarındaki 10 bilemediniz keşke başlığı okusaydınız 7 davasına değineceğim.

23 Haziran 2009 Salı

Son Yıllardan Tarihi Anlar ve Olaylar

Türkiye Cumhuriyeti'nin şu 80 yıllık (idare edin) anlı şanlı geçmişinde kimsenin unutamadığı pek çok tarihi olay vardır. Yabancı basına 600-700 yıllık malzeme çıkarabilecek bu olayların Türk insanının akli dengesinin mevcut haline olan etkisi asla yadsınamazsa da, gitti mi gelmeyen Türk aklı bunların pek çoğunu unutmaktadır.

Son 2000-2009 arasında aklımda en çok kalanlara yer verdiğim on maddelik bir listeyi sıralıyor ve tarihe ufak bir not düşüyorum.

1 - Bir türlü unutulmak gitmek gündemden düşmek bilmeyen ev hanımlarının bir tanesi Esra Ceyhan'ın kendi adını zorlanmadan taşıyan programında uçabildiğini iddia eden abimizin levitasyon denemeleri.

2 - Galatasaray'ın bir sene öncesinde 1-2 yenerek Süper Kupa'sını aldığı Real Madrid'e karşı 0-2 geriye düştüğü maçta 3-2 öne geçmesiyle çıldıran taraftarın "İşte böyle her sene böyle Real'e de böyle koyarlar amman" diye tezahürat çığırması.

3 - Zeki Triko'ya ait -sahilde mayo ile kumsala uzanan (ne garip) Adriana Karembeu barındıran- reklam afişlerinin üstünün her sene örtülmesine daha fazla tahammül edemeyen Zeki Başeskioğlu'nun "güneşi özledik" reklamıyla muhafazakar cenaha sansürlenemez bir gol atması.

4 - Google'ın internette "çocuk pornosu" anahtar kelimesinin en çok aratıldığı ülkenin Türkiye olduğunu açıklamasıyla Mor ve Ötesi'nden 'Benim Küçük Sevgilim'i söylemenin daha bir zorlaşması.

5 - Hürriyet'in "Seksi Fotoğrafları için Tıklayınız" cümlesini bulduğundan beri sayfa gösterimi (dolayısı ile reklam gösterimi) sayılarını logaritmik arttırması ve bir internet devi olması. Fakat yayın ekibinin çizgiyi nereye çekmek gerektiğini bir türlü bilememesinden ötürü olayın peştemalli bir imparator fotoğrafının altına "İbrahim Tatlıses fotoğrafları için tıklayınız"a götürüp yağız delikanlılarımızda bir dikili ağaç bırakmaması.

6 - Senaryo gereği öldürülen Kurtlar Vadisi karakteri Süleyman Çakır için gazetelere vefat ilanları verilmesi, mevlütler okutulması ve cenaze namazları kılınması.

7 - Ankara'lıların sevgilisi, seçmenlerin %60-70 gibi bir kesiminden oy alamamasına rağmen belediye başkanlığı payesini en uzun süre koruyabilmiş şahsı (bu konuda Dünya rekorunu deniyor), alt-geçit sevdalısı üst geçit hayranı Melih Gökçek'in trafikte karşılaşırsanız bir parça uzak durmanızın daha isabetli olacağı oğlu Osman Gökçek'in yedi harfli en anlamlı kelimenin "gençlik" olduğunu web sitesinde yayınladığı kompozisyonda vurgulaması.

8 - Boyunsuz Muammer Güler Paşa'nın Büyük Taksim Savunması'nı üç sene üst üste açık farkla kazanması. Hatta kendisine bağlı teşkilatın çıtayı biraz daha yükselterek 2009 yılındaki Üçüncü Taksim Kuşatmasında hastanelere de gaz bombası atıp Sosyal Güvenlik Sistemi'nin açıklarını da kapatmaya çalışması.

9 - Tayyip Erdoğan'ın ekonomik krizden yakınan köylüye "ananı da al git", terör mücadelesinde verilen şehitler için "askerlik yan gelip yatma yeri değil", bir iş adamının sağladığı bursla okuyan oğlunun milyon dolarlık yatırımlarla deniz taşımacılığına atılması ile ilgili "oğlum gemi değil gemicik aldı" benzeri beyanatlarından sonraki seçimlerde Ak Parti'nin oy oranının %40 artması. Aynı Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta 9. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e "siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" demesinden 4 ay sonra ABD Dışişleri Müsteşarı'nın "Türkiye süper güç oldu, kendilerine müdahale edemeyiz" beyanatında bulunması.

10 - 2001 yılında Türkiye ekonomisi çöktüğünde ve bankalar batmaya başladığında son çare olarak Bülent Ecevit'in Kemal Derviş'i araması, telefona çıkan eşi Catherine Derviş'in Kemal Derviş'e Karaoğlan ile ilgili olarak "telefonda ülkenizin başbakanı olduğunu iddia eden biri var" demesi. Kemal Derviş'in bir kaç gün içerisinde ülkeyi kurtarmak için kül grisi trençkotu ve özenle taranmış az sayıda saçı ile Atatürk Havalimanı'na inmesi.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Jetgiller'den Bu Yana Robot Süpürgeler

Jetgiller'in Hastasıyız (Özellikle Judy'nin)

Aslında 80'li-90'lı yıllarda çocuk olmuş herkesin bildiği fakat sadece benim hatırladığım üzere Jetgiller'deki (orj. Jetsons) temizlikçi robotun adı Rosie'dir ve kendisi Türkiye'deki tembel gündelikçi kadın profilinin robotize halidir. Halının altına toz süpürmek, camları hohlayarak parlatmak gibi bütün marifetler tam yerli yerindedir.

Rosie kadar kumpasik yetenekleri olmasa da, iRobot'un 2002 yılından beri geliştire geliştire bitiremediği Roomba temizlik robotu da hali hazırda 2.5 milyon evde benzer hareketlerde bulunmakta, insanların hayatlarını kolaylaştırmaktadır.

Özellikle 560-580 ve yukarısı modelleri göz önünde bulundurursak (zaten baz modeller tamamen parayı çöpe atma amaçlı üretilmiş), iRobot son yıllarda çalışan bayanların ve bekar erkeklerin yaralı parmaklarına işemiş tek firmadır.

Tembel İnsan Yaratıcı Olur

Önceden programlama özelliği ve baz istasyonuna otomatik dönme yeteneği ile tembel bir insanın temizlik için tek yapması gereken önceden programlamış olduğu Roomba'sının toz haznesini ayda bir boşaltmaktan ibarettir. Kalanını Roomba efendi sağa sola çarpa çarpa, kah kaybolur kah duvar boyu gezerken türkü çığıra çığıra halletmektedir.

Peki bu konfor neye mal olmaktadır, ve iRobot bize verebileceğinin hepsini vermekte midir? İşte bu noktalarda bazı sorunlar var.

Öncelikle iRobot'un artık Türkiye'de bir distribütörü yok (zaten varken de Roomba'nın baz modelini ABD fiyatının 5 katı bir fiyata satıyorlardı). Bu yüzden ürünü yurtdışından getirmeniz gerekiyor. Fakat burada iRobot şöyle bir tuzak kurmuş durumda: ürünü ABD dışında kullandığınız takdirde garanti kapsamı dışında kalıyor. Oh ne ala, oh la la!

Yar Bana Bir Şarjör

Peki ürünü Türkiye'ye kaçırıp bozulunca Amerika'ya geri götürebilecek derecede lojistik desteğiniz varsa, ve bu durumu iRobot'a çaktırmayacağınızı düşünüyorsanız, sizi ne tutar, kim tutar? Evet doğru bildiniz, adaptör tutar: ABD'de satılan Roomba'lardaki adaptör sadece 110V 50 Hz destekler, ve Türk insanının kalbini en ince yerinden kırar (Türkiye'de şebeke gerilimi 220V 60 Hz'dir). "Transformatör ne bilmiyor musun kardeşim" diye soranlarınıza söyleyeyim, voltajı değiştirmek tek başına yetmez, frekansı da değiştirmeniz gerekir. Eğer frekansı değiştirmezseniz bir gece ansızın Roomba'nın baz istasyonu yanıyor, sigortadan paraları alıp Bali'ye, Mali'ye yerleşmek zorunda kalıyorsunuz (hay allah).

Peki yok mu bunun bir çözümü, var elbette: Roomba'nıza 220V 60Hz de destekleyen bir uluslararası şarjör almanız gerekiyor. Ki bunu da iRobot ABD satmıyor, sadece iRobot UK satıyor, ve kendileri sipariş sırasından annenizin evlilik cüzdanının bir taranmış kopyasını da istiyorlar (shipping & handling hariç 35 GBP'lik bir fiyat).

Kaça Çıkıyor Bu Mevzu

Özetle bir Roomba 580 almak isterseniz (daha düşük modellerin kıytırık olduğunu tekrar vurgulayayım) yaklaşık 430USD, adaptörü için ise 35GBP gözden çıkarmanız gerekiyor. Lojistik masraflarını sıfır sayarsak, yaklaşık 755 TL karşılığında oturduğunuz yerden "acaba oradaki tozu da alacak mı" diye robot süpürge izleme ve göbek kaşıma rutinine kabuşabiliyorsunuz.

Fakat sıkıntınız bitiyor mu, cebinizdeki paradan kurtulunca hemen hafifliyor musunuz? Hayır. iRobot her iki ayda bir değiştirilmesini tavsiye ettiği filtrelerin üç adetini 35 liradan, her üç ayda bir değiştirilmesini tavsiye ettiği yan-fırçanın üç adetini 25 liradan, senede bir değiştirilmesini tavsiye ettiği temizleme kafasını 75 liradan, üç senede bir değiştirilmesini tavsiye ettiği (iki sene içerisinde batarya zaten ölüyor neden üç yıl diye tavsiye etmişler anlamak zor) batarya paketini ise 145 liradan satıyor. Yine bunları sadece ABD'de bu fiyattan satıyor ve oradan buraya sıfır lojistik maliyeti ile getirebildiğinizi varsayıyoruz (UPS'de mi çalışıyorsunuz kardeşim bir söyleyin, bize de buldurun).

Kaba hesapla üç yıl içerisinde sizden bir 680 lira daha talep ediyor iRobot, ki kalender Türk milletinin bakım & onarım planındaki kilometre taşlarına uymayacağını, ve bu rakamı en azından ilk tahminin yarısı olan 340 liraya rahatlıkla çekebileceğini adım gibi biliyorum. Bu da üç senelik toplam sahip olma maliyetini 1095 lira yapıyor ki bu da bence yaşanan konforun ve konuya komşuya atılan havanın yanında oldukça makul bir bedel.

Türkiye'de garantinin ve desteğin bulunması, ABD'deki arkadaşların ise sadece okullar kapanırken Türkiye'ye dönmesi sebebiyle kullanımda yaşanabilecek çeşitli kesintiler olsa da Roomba'nın bu üç sene içerisinde bol bol toz kaldıracağından yine de eminiz.

Sen Yapmışsın Coniye Göre

Peki Coni'ye göre yapılmış olan Roomba'nın yok mu bir Türk alternatifi dersek, evet bir kaç aydır da olsa, var: RoboTurka. "İlk Türk Temizlik Robotu" adı altında satışa çıkarılan (bkz: damarlardaki asil kan) ve Rosie'nin Türk kuzeni Kezban'a (bir bakışın yeter) denk gelen cihaz, Roomba'dan bir 7 yıl kadar sonra piyasaya çıktığı için teknolojik olarak biraz daha gelişmiş bir platforma oturmuş.

Özellik karşılaştırmalarında Roomba'yı her kalemde dövüyor gibi dursa da, esas avantajları sadece süpürmüyor, aynı zamanda yerleri de silebiliyor olması ve tek seferde daha geniş alanları (sanırım toplam 90 metrekare) temizleyebiliyor olması. Bir de Roomba'nın zırt pırt dolan ufacık toz haznesinden 3,5 kat (aslında 3.3333333333...) daha büyük bir haznesi var.

Master & Commander

Aletin bir diğer güzel özelliği ise, Roomba'nın aksine, RoboTurka'yı izlemeye mecbur değilsiniz. İsterseniz elinize uzaktan kumandayı alıp, aksiyona dalabiliyorsunuz. Yani sağa git diyorsunuz sağa gidiyor, sola git diyorsunuz sola. Uzaktan kumandalı arabanın, yerleri silen süpüren versiyonu olarak düşünün. Üstüne kuruyemişi, rakıyı koyuyorsunuz, karşı kanepeye gönderiyorsunuz, o sırada yere kuruyemiş kabuğu vs. döküldüyse onları da alıyor tospağa. İşte bu yüzden RoboTurka ala turka dö la robotik oluyor, Roomba Rosie oluyor.

Şaka bir yana, ürünün fiyatı 599 lira. Adaptör 220V (hahaha). Türkiye'deki kaçak Roomba 580 fiyatının yarısına, yurtdışındakinin yaklaşık %20 aşağısına. Hatta ön sipariş döneminde fiyat 500 liraya kadar iniyor. Garanti 1 yıl devam ediyor, sonra da 5 yıl boyunca cepten yiyebiliyorsunuz. Yedek parçaların fiyatları da Roomba'nın 5'te 1'i civarı olacak diyorlar ki (mailde böyle diyorlar ama sonra haşırt to the blackboard operasyonu gelebilir belli olmaz) insanın gönül rahatlığıyla filtre değiştirebilmesi gibi yok (bir bu yok, bir de McDonald's gibisi yok).

Geliştiren ekibi uzaktan da olsa tanıyorum (ben de Ankara'da yaşıyorum), bu yüzden şimdilik görülen o ki bizim Roomba'ya kardeş geliyor mu, geliyor.

Referanslar:

8 Mayıs 2009 Cuma

Türkiye'de İnşaat Maliyetleri

"Home sweet home" yani "Evim evim, güzel evim" çoğumuzun sandığı üzerine bir Amerikan atasözü değildir. Bestesi Sir Henry Bishop tarafından yapılmış, sözleri John Howard Payne tarafından yazılmış, 150 yıllık bir şarkıdır [1] ve şöyle başlar:

"Mid pleasures and palaces though we may roam,
Be it ever so humble, there's no place like home;"

Türkiye gibi ekonomik konjonktürü 6-8 senelik döngülerle ciddi miktarda dalgalanan, milli gelirin 10 bin Amerikan dolarını ancak eksik fiyatlandırılmış kur ve yabancı sermaye desteği ile geçebildiği ve sosyal güvenlik sistemlerinin halkın sadece %80'ini kapsayabildiği bir ülkede [2] insanların temel dertlerinin "başını koyacak bir çatı" sahibi olmak olması hiç de şaşırtıcı değildir.

Pek çok ülkede insanlar kazandıklarından fazlasını harcarken, Türk insanının "biriktirme" güdüsünün arkasında da "yaşamak için ev sahibi olma" gereksinimi; "çocuklara bırakmak için ev sahibi olma" ve "kira geliri elde etmek için ev sahibi olma" hevesleri ile yan yana, koyun koyuna yatmaktadır. Ama aynı zamanda bu yatış, bazı bölgelerde gerekenden daha yüksek konut talebine de sebep olmaktadır. Bu talep de konut fiyatlarını ev sahibi olmayanların aleyhine arttırmaktadır.

Dikkat edenlerin rahatlıkla farkedebileceği üzere gazeteler, televizyonlar, internet siteleri ve bilimum yayın organı 2009'da yaşanmakta olan ekonomik kriz başında ve devamında inşaat sektörünün de desteği ile insanları ev almaya ciddi bir biçimde yönlendirmektedir. Gazeteler konut fiyatlarının ne kadar düştüğünden dem vuran haberleri peş peşe sıralarken, reklamlarla bezeli emlak ekleri her ay sunulmakta, ana haber bültenlerinde büyük müteahhitlik firmalarının konut projelerinden örnek dairelerin içinde muhabirler bir o yana bir bu yana koşturmaktadır.

Konut Fiyatları

Peki konut fiyatları gerçekten düşmüş müdür? Daireler gerçekten bu kadar kelepir midir? Eskiye göre düşüş nedir, olması gereken nedir? Bunları inşaat maliyetlerini bilmeyenlerin analiz etmesinde bir parça zorluk bulunsa da, ufak bir kaç araştırma, ve müteahhitler ile dostça sohbetler kalıcı bir aydınlanmayı sağlayabilmektedir.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı verilerine göre 2009 yılında betonarme, "lüks inşaat" bir mesken binanın metrekare maliyeti ortalamada 700 lira, "1. sınıf inşaat" bir mesken binanın metrekare maliyeti 450 lira, "2. sınıf inşaat" bir mesken binanın metrekare maliyeti ise 300 liradır.

Bu rakamlardan yola çıkarak 4+1, 150 metrekare, "1. sınıf inşaat" ile yapılmış bir dairenin, arsa payı hariç ederi, 67500 lira olup, kalorifer ve asansör gibi bina özellikleri için gereken %8 ve %6 ilaveler yapılınca 77000 liralık bir bedele ulaşılmaktadır. Ortak kullanım alanları (örn. apartman boşlukları, açık/kapalı garaj, bahçe/kamelya vb.) daha düşük bedelli inşaat maliyetlerine sahip olsalar da (örn. kapalı garajların metrekare maliyetleri 350 liradır), bonkör bir hesapla bunların da bir site inşaatında daire inşaat bedelinin kabaca %33'ü kadar daha maliyet yükü getirdiklerini söyleyebiliriz. Görüleceği üzere bu son oynamalar da 1. sınıf, 150 metrekarelik, site içerisinde, kaloriferli, kapalı garajlı, asansörlü dairemizi 100.000 liralık bir maliyetle inşa etmemizi sağlayacaktır.

Tahmin ettiğiniz üzere, hesabımız burada bitmeyecektir. İnşaatın yapıldığı yere göre, bir arsa bedeli de hesaplamak gerekiyor. Nadide yerlere (ulaşım kolaylığı, doğa/şehir manzarası, şehir merkezi vb.) yapılan inşaatlarda arsa sahipleri %55-%50 benzeri paylar alabiliyorlar, ama pek çok yerde pay %30-40 bandında dolanıyor. Biz inşaatımızın, iyi bir semtte, şehir manzaralı bir konumda olduğunu ve arsa sahiplerine %55 pay verildiğini düşünelim. Bu durumda, 100.000 liralık maliyetimiz, toplam maliyetimizin %45'ini oluşturacaktır. Bu doğrultuda dairemiz için toplam maliyetimiz de 225.000 lira olacaktır.

2 senelik bir inşaat projesi yürütüyor olduğumuzu düşünürsek, bu süre boyunca inşaat ve arsa maliyetinin yanı sıra, kira ve finansman maliyetlerimizin olacağını da gözden kaçırmamamız gereklidir. Arsa sahiplerine çoğu zaman kira desteği sağlanmaktadır. Kira destekleri konut maliyetlerine %3-5'lik bir ek yük getirmektedir. Bu da 225.000 liralık bir konutu 235.000 liraya çıkartmaktadır. Finansman maliyeti ise (örn. faiz kaybı) inşaatın özkaynaklar ile yürütülmesi durumunda 2 senelik bir sürede yaklaşık olarak %15'i bulmaktadır. Bu da konutumuzun maliyetini 270.000 lira yapmaktadır. Süreç boyunca yürütülen reklam kampanyaları, çalıştırılan kalifiye personel ve bürokratik (imar/iskan vb.) maliyetlerin de toplam proje maliyetine getirdiği bir yük olmaktadır. Bu da genel olarak %5 civarında hesaplanır ve konutun son maliyetini 285.000 liraya taşır.

Özetle çok nadide bir konumda (%55 arsa payı), arsa sahiplerine kira desteği sağlanan bir projeyle (%3-5 kira desteği), site içinde kapalı garajlı, asansörlü ve bahçeli bir planla (%33 ortak alan payı), 1. sınıf bir site inşaatı gerçekleştirir (450 lira metrekare maliyeti), ve 150 metrekarelik 4+1 dairelerinizin reklam kampanyalarını basın-yayın üzerinden sürdürür (%5 ek proje maliyetleri) ama yine de konutlarınızı süreç boyunca değil de ancak sonrasında satabilirseniz (%15 finansman maliyeti) konutlarınızın son maliyeti 285.000 lira olmaktadır.

Çoğu inşatta bahsettiğim kadar yüksek satış, pazarlama, finansman ve arsa maliyetleri bulunmadığı gibi, satışlar proje üzerinden ve temel atma aşamasından itibaren gerçekleştirilir ve inşaat metrekare maliyetleri 1. sınıf üzerinden değil de, 2. sınıf üzerinden gerçekleştirilir, bu anlamda maliyetler hesaplandığı kadar yüksek olmaz.

Fakat yine de yukarıdaki gibi hesapların yapıldığı projeler de mevcuttur. Bu tip projeler de Ankara'da 400.000-500.000 lira aralığında, İstanbul'da 450.000-750.000 lira aralığında satılmaktadır. Bu bağlamda ilgileniyor olduğunuz konut projelerinin inşaat maliyetlerini sizler de hesaplayabilir, sunulan fiyatların ne oranlarda kazançtan/maliyetten oluştuğunu görebilirsiniz.

Son Söz

Başlarını sokacak evi olanlar başka evler talep etmeye devam ettiklerinden ötürü arz fiyatları yükselir. Yükselen fiyatlardan ev alamayanlar ikinci, üçüncü evlerini alanların evlerinde kira bedelleri ile otururlar ve biriktirme hızları düşer, biriktirme maliyetleri artar. Daha yüksek maliyetler ile ev almayı beklemeleri gerektiğinden ötürü de daha zor ev sahibi olurlar.

Emlak'taki talep dengesizliğin sebeplerinden biri de işte bu çoluğa çocuğa ev bırakma sevdası, kiralık ev sahibi olma tutkusudur. Enflasyondan düşük faiz günleri de geride kaldığına göre, yatırım tercihlerimizi gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi sizce de?

2 Nisan 2009 Perşembe

Karanlık Maddeler Bunlar

Neşet Ertaş'ın Gönül Dağı'nda belirttiği üzere [1] "kalpten kalbe bir yol vardır görülmez". İşte bu ve benzeri yolların yapı maddesi "karanlık madde"dir ve bu yazının konusu da tam olarak budur.

Astrofizikçilere göre ortaokul ve lise yıllarında bizlere de anlatılan "nötron, proton ve elektron bir araya geldi mi samanlık seyran olur" masalı sadece Baryonik maddeler için geçerliymiş. NASA'ya göre [2] eskiden sanılanın aksine evrendeki varlığın sadece %4.6'sı (küsüratlı sayı vermişler ikna olalım diye) Baryonik maddelerden oluşuyormuş. Kalan %96 "karanlık enerji" ve "karanlık maddeden" oluşuyormuş.


Peki nedir bu karanlık madde?

Karanlık madde fiziki varlığını ağırlık ölçümü, ışık emisyonu, radyasyon emisyonu, manyetizma vb. yollar ile ölçemediğimiz, fakat fiziki varlıklarını ölçebildiğimiz maddeler üzerindeki etkileri ile varlığını kanıtlayabildiğimiz maddeleri adlandırmak için kullanılan bir kavram. Mesela bir galaksinin dönel hızında bir düşme mi var? Suçlusu belli: karanlık madde. Ya da galaksiler arası sıcak gazların ısı dağılımlarında bir farklılık mı var, sebebi yine karanlık madde. Fizikçilerin Joker olarak kullandığı bir günah keçisi kendisi.

Peki şu anda karanlık madde dediğimiz şey aslında ne olabilir, "acaba nedir nedir" derseniz, konuyla ilgili üç ana fikir var [3]:

1. Güneş'ten yirmide bir oranında ufak yıldızların Döteryum ve Hidrojen'i yakabilecek sıcaklıkta olmamalarından mütevellit yerçekimsel sıkışma ile parlamaları ve mevcut teleskoplar ile bu parlamaların farkedilememesi, aslında karanlık maddenin de Baryonik olması, teleskopların yeteneksiz olması.
2. Karanlık maddelerin aşırı ağır olmaları sebebiyle uzaktaki kuasarları oluşturan kara delikler olmaları, uzaktaki kuasarlar ile karanlık maddeleri ilişkilendiremiyor olmamız.
3. Karanlık maddelerin mevcut Baryonik düzlemde bulunmayan atom altı yeni parçacıklardan ve yeni güçlerden oluşmaları.

CERN'de yürütülen parçacık hızlandırıcı ve süper çarpıştırıcı deneylerinde işler yolunda giderse üçüncü fikrin kanıtlanmasını, atom altı karanlık madde parçacıklarının Dünya laboratuarlarında da üretilmesini Lost'un sezon finalini bekler gibi heyecanla bekliyoruz.

[1] http://www.nesetertas.com.tr
[2] http://map.gsfc.nasa.gov/universe/uni_matter.html
[3] http://math.ucr.edu/home/baez/physics/Relativity/GR/dark_matter.html

İlk Yazı

Gelenek öyledir ki bir bloga yazılacak ilk yazı aslında o bloga ne kadar daha önce yazı yazılmaya başlanabileceğinden fakat fırsatların elvermemişliğinden, bundan sonra ise fırsatlar uyarınca nelerin ne sıklıkla yapılacağından bahsetmelidir.

Yine aynı düzlemde katılımı teşvik edici, olası yorumcuların moral motivasyonu arttırıcı primler usulca dağıtılmalı; çekingenlik genlerini bastırılması için dominant genler zihinlere sinsice enjekte edilmelidir.

Son olarak da lisandaki olası sürçmeler için peşinen özür dilenmeli, dilin kemiksizliğinden ötürü mahcubiyet vurgulanmalıdır.

Tüm bunlar yapılmazsa blogun okuyucularının az, yorumcularının uz, popüleritesinin dere tepe düz olacağından korkulur.

İşte bu düşünceler ve endişelerle sizleri bloguma buyur ederken işimin başına dönüyor, tekrar görüşmek üzere diyorum.

Sevgiler, saygılar,

Onur Ö.